Facebook Pixel

Türk Klasikleri Seti (7)

SKU
120042
-54%
Özel fiyat 24,99 € Standart Fiyatı 54,80 €
Stokta var
 

TÜRK KLASİKLERİ SETİ

SET İÇERİĞİ:

  • ÇAĞLAYANLAR SEÇME HİKAYELER
  • YİRMİ BEŞ SENE SİPER KAVGASI
  • ORUÇ REİS'İN ŞEHADETİ-1518 TİLİMSAN
  • 1453 İSTANBUL'UN FETHİ
  • DEDE KORKUT HİKÂYELERİ
  • BALIK KAVAĞA ÇIKINCA
  • PEMBE İNCİLİ KAFTAN
  • FORSA
  • KAŞAĞI
  • YALNIZ EFE
  • VATAN YAHUT SİLİSTRE (ÇAMLICA BASIM)
  • ÜMİD'İN ZAFERİ
  • ORUÇ BARBAROS KARTON KAPAK
  • HIZIR BARBAROS
  • ALTIN BİLGİ KUTADGU BİLİG'DEN SEÇMELER




KİTAP AÇIKLAMALARI:

Çağlayanlar Seçme Hikayeler

Bu kitabı sizi düşünerek, sizin için yazdım. Belâ gecelerinde, yaşım sızarak, yüreğim sızlayarak yazdım. Ey Türk! Bu satırlarda geçmişin destanlarını, bugünün ayrılık acılarını söylemek ve inlemek istedim. Bir keman gibi... Bu kemanı, anavatanın sinesinden yonttum. Tellerini kalbinin damarlarından çıkardım. İstedim ki bu sazın ahengini yalnız sen duyasın. Bu acıklı iniltiler yalnız sana dokunsun. Cihanın tarihi, vatanı uğrunda senin kadar uğraşan, kanını döken bir millet daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi vatanına sahip olmaya hak kazanmamıştır. Bu vatan ya senindir, ya kimsenin... Ahmet Hikmet Müftüoğlu (1870-1927)

Yirmi Beş Sene Siper Kavgası

1645 yılında başlayan Girit Seferi, Fazıl Ahmet Paşa'nın 6 Eylül 1669'da adayı fethetmesiyle sona erdi. Şanlı tarihimizde ayrı bir yeri olan bu sefer yirmi beş sene sürdü. Bu eser, okurumuza köklü bir tarih şuuru vermesi yanında; ecdadımızın azim ve kararlılığı, kahramanlık ve vatanperverliğinin karşısında hiçbir kuvvetin karşı koyamayacağını bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Oruç Reis'in Şehadeti-1518 Tilimsan

Bu eser, bir hikâye, bir roman tarzında yazılmış olup Oruç Reis'in, bugün Cezayir topraklarında bulunan Tilimsan kalesinde, müttefik İspanyol-Arap kuvvetleri tarafından kuşatılmasını, diğer bir ifadeyle şehadet destanını anlatıyor. Altı ay boyunca bir avuç mücahidin otuz-kırk bin kişilik düşman ordusu karşısında gösterdiği muazzam direnişi, Ali Rıza Seyfi, nefis üslubuyla hikâyeleştirmiş. Hikâye, kuşatmanın beşinci ayından başlayarak şanlı Oruç'un şehadet şerbetini içmesine kadar devam ediyor. Oruç Reis, İshak Reis, babayiğit Türk korsanlarından Alemşah Reis kitabın öne çıkan kahramanları?

1453 İstanbul'un Fethi

21 Nisan Cumartesi'yi 22 Nisan Pazara bağlayan gece, padişahın emriyle, kızaklarla gemiler karada yürütülmeye başlandı. Yüz, yüz elli adım arayla, birbiri peşine dizilen gemiler, yağlanan yol üzerinde kayıp gidiyordu. Padişah, askerlere moral veriyor ve: - Haydi, aslanlarım bugün gayret günüdür! Sizlerden çok büyük fedakârlıklar bekliyorum, diyordu.
1453 fetih ruhunu yansıtan bu eser, sürükleyici anlatımı ve çizimlerle desteklenen görselleriyle herkesin rahatlıkla okuyacağı seviyededir.

Dede Korkut Hikâyleri'nde; güzel ve hikmetli sözler, Türklerin tarihiyle ilgili rivayetler, han ve beyler hakkında methiyeler vardır. Doğruluk, sözünce durmak, mukaddes değerler uğruna ölmek gibi çeşitli konular, hikâyelerin ana temasıdır.

Ord. Prof. Dr. Fuad Köprülü der ki: Bütün Türk Edebiyatı terazinin bir gözüne, Dede Korkut diğer gözüne konsa, Dede Korkut ağır basar.




Balık Kavağa Çıkınca-Deyim Hikâyeleri
Deyimler ve kendisini taşıyan hikayeleri birer tarih aynasıdır. Bir milletin örf, adet ve kültürünü, hayat tecrübesini, dünyaya bakışını gözler önüne serer. ?And içerken' veya ?darısı başına' derken Orta Asya'dan gelen bir âdetten bahsettiğimizin; ?onunla aşık atılmaz' derken bir çocuk oyununu kastettiğimizin; ?altı kaval üstü şeşhane' diyerek bir silahı söze kattığımızın farkında değilizdir. ?Palavra sıkarken' bir kalyonunun güvertesinde olduğumuzu, ?kabak tadı verdi' deyip kızarken Fatih Külliyesi'ni, ?ataş pahası' sözümüzle Kanuni Sultan Süleyman'ı, ?hoşafın yağı kesildi' tabirinde Yeniçerileri düşünmeyiz bile.
Fakat, zaman nehrinin taşıdığı altın değerindeki bu tabirleri hikayeleriyle birlikte bir sonraki nesle aktarmaya devam ederiz. Kısacası, her tabirle farkında olmadan tarihimizden ve ecdadımızdan bahsederiz.
Bu yüzden, deyimlerin hikâyelerini bilmek, geçmişi taşıyan bu sözleri daha yakından tanımak bizim bakış açımızı genişletecektir.

Pembe İncili Kaftan
Muhsin Çelebi, geniş somaki kemerli açık kapıdan serbest adımlarla girdi. Yürüdü. Başı her zamanki gibi yukarıda, göğsü her zamanki gibi ileride idi. Koynundan çıkardığı padişahın namesini öptü. Başına koydu. Garip bir yırtıcı kuş sükûnuyla tüneyen şaha uzattı. Ayağı öpülmeyen şah sinirinden sapsarı kesildi. Gözlerinin beyazları kayboldu. Nameyi aldı.

Muhsin Çelebi tahtın önünden çekilince şöyle bir etrafına baktı. Oturacak bir şey yoktu. Gülümsedi. İçinden: ?Beni mecburen ayakta, hürmet vaziyetinde tutmak istiyorlar galiba...? dedi. Bir an düşündü. Bu hakarete nasıl karşılık vermeliydi?..

Destan ruhu taşıyan milli hikayeleriyle meşhur olmuş Ömer Seyfettin, ustaca kullandığı dili ve ifade gücüyle Türk Edebiyatı'na mühür vuran eserler ortaya koymuştur. Ömer Seyfettin'in on seçme hikayesinden meydana gelen bu eseri heyecanla okuyacaksınız.

Forsa
En şanlı, en meşhur Türk gemicilerindendi. Daha yirmi yaşındayken Tarık Boğazı'nı geçmiş, poyraza doğru haftalarca, aylarca, kenar kıyı görmeden gitmiş, rast geldiği ücra adalardan cizyeler almış, irili ufaklı donanmaları tek başına hafif gemisiyle berbat etmişti. O vakitler Türkeli'nde namı dillere destandı. Padişah bile kendisini saraya çağırtmış, maceralarını dinlemişti...

Destan ruhu taşıyan milli hikâyeleriyle meşhur olmuş Ömer Seyfettin, ustaca kullandığı dili ve ifade gücüyle Türk Edebiyatı'na mühür vuran eserler ortaya koymuştur. Ömer Seyfettin'in on seçme hikâyesinden meydana gelen bu eseri zevkle okuyacaksınız.

Kaşağı
Sabahleyin erkenden ahıra koşuyorduk. En sevdiğimiz şey atlardı. Dadaruh'la beraber onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek ne doyulmaz bir zevkti! Hasan korkar, yalnız binemezdi. Dadaruh onu kendi önüne alırdı. Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, ahırı süpürmek, gübreleri kaldırmak... En eğlenceli bir oyundan ziyade bizim hoşumuza gidiyordu. Hele tımar... Bu en zevkli şeydi. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı tık tıkı tık...
Destan ruhu taşıyan milli hikâyeleriyle meşhur Ömer Seyfettin, ustaca kullandığı dili ve ifade gücüyle Türk Edebiyatı'na mühür vuran eserler ortaya koymuştur. Ömer Seyfettin'in dokuz seçme hikâyesinden meydana gelen bu eseri zevkle okuyacaksınız.

Yalnız Efe
Yalnız Efe'den kimsenin şikâyeti yokmuş. Ne kimseyi dağa kaldırırmış, ne de fidye istermiş. İstediği hep fakirler, kimsesizler, dullar, öksüzler içinmiş. Camisine bakmayan köye haber gönderir: ?Gelecek ramazana kadar mescitlerini tamir etmezlerse samanlıklarını yakarım.? dermiş. Onun sayesinde camiler şenlenmiş, köylü zulümden kurtulmuş, öksüzlerin, yoksulların yüzü gülmüş...
Destan ruhu taşıyan milli hikâyeleriyle meşhur Ömer Seyfettin, ustaca kullandığı dili ve ifade gücüyle Türk Edebiyatı'na mühür vuran eserler ortaya koymuştur. Ömer Seyfettin'in on iki seçme hikâyesinden meydana gelen bu eseri zevkle okuyacaksınız.

Vatan Yahut Silistre

Siz bu tabyayı canınızdan kıymetli gördünüz. Her biriniz on kişiye karşı durdunuz. Doksan gündür çekmediğiniz çile, görmediğiniz zahmet kalmadı. Osmanlıların namusunu göklere çıkardınız. O şanlı babalarınızın evladı olduğunuzu gösterdiniz. Bundan sonra nereye giderseniz gidin, korkmayın. Nereye gitseniz de ?Ben Silistre'nin muhafızlarındanım? deseniz ummadığınız hürmeti görürsünüz. Hatta düşman memleketinde olsun; mert olan kılıcınıza, insan olan namusunuza yemin eder. Cenâb-ı Hakk huzurunda da alnınız açıktır. Vatanını sevenleri, Allah da sever. Vatan sizden hoşnuttur. Şu taşlar, topraklar gösterdiğiniz hamiyyeti bilseydi, araya araya evladını bulmuş anneler gibi vücudunuza dokundukça şevkinden, ferahından par par titrerdi. İnsaniyet sizden hoşnuttur.

Edebiyatın her sahasında meyveler veren Namık Kemal'in vatan sevgisini en güzel işlediği eseri, tarihî bir dram olan Vatan Yahut Silistre'dir. İlk oynandığında büyük alaka gören çalışma Türk Edebiyat klasikleri arasına girmeyi başarmıştır. Eser, takip eden senelerde Rusça, Almanca, Fransızca, Sırpça ve Arapça başta olmak üzere birçok dile çevrilmiş ve yurt dışında çeşitli yerlerde sahnelenmiştir.

Ümidin Zaferi
Bugün Macaristan sınırlarında kalan Kanije, asırlar evvel Osmanlı'nın Rumeli'de mühim bir kalesiydi. Ferdinand 1601'in Eylül ayında, Avusturyalılar ve Macarlardan başka İtalyan, Fransız, İspanyol ve Malta askerlerinden birleşik bir ordu ile Kanije Kalesi'ni kuşattı. Zekası ve cesareti kadar savaş sanatında da mahir olan Tiryaki Hasan Paşa ise, düşmanın kuşatma hazırlığını önceden haber almıştı. Savunma için getirttiği askerlerle kalede ancak 9 bin kişi vardı. Düşman askerinin adediyse 100 bine ulaşmıştı?

Savaş sanatı, azim, gayret, fedakarlık ve sadakatin anlatıldığı bu eser, Kanije Kalesi'ndeki meşhur savunmada yer almış, ismi bilinmeyen bir gazi tarafından kaleme alınmıştır.

Oruç Barbaros

Türk klasikleri arasında çok mühim bir yeri olan ve Kanuni Sultan Süleyman Han'ın Hayreddin Paşa'ya emri üzerine Seyyid Muradi Reis'e yazdırdığı Gazavât-ı Hayreddîn Paşa her asırda okunan eserler arasına girmeyi başarmıştır. Eserin ilk bölümünde Barbaros Hayreddin Paşa'nın ağabeyi olan ve Cezayir'de Osmanlı hakimiyetinin temellerini atan meşhur Türk denizcisi Oruç Reis'in Akdeniz'de başından geçen hadiseler anlatılmaktadır. Akdeniz'de efsanevi bir nâm kazanan Oruç Reis'in en büyük hizmeti ise Kuzey Afrika'da Hıristiyan istilâsına karşı koyarak İslâm'ın bölgede tutunmasını sağlamış olmasıdır. Avrupa donanmasıyla yaptığı savaşlarda Allahü Teâlâ'nın izniyle hep galip geldikçe Avrupalı kaptanlar Bunlar Allah'ın yaktığı çıradır, değme nesne ile sönmez. Diyerek acziyetlerini ifade etmişlerdir. Çünkü o bir deniz kumandanı, reis veya Cezayir sultanı olmasının ötesinde aynı zamanda, bütün gazalarında Allah rızasını ön planda tutmuş, ibadetlerini ve günlük manevi vazifelerini hiç ihmal etmemiş, bir mana eri ve gönül sultanıdır. Seyyid Muradi'nin kaleminden süzülerek satırlara dökülen bu eserin ilk kısmı olan Oruç Barbaros'u herkesin rahatlıkla okuyup anlayacağı bir şekilde istifadenize sunuyoruz.

Hızır Barbaros

Türk klasikleri arasında çok mühim bir yeri olan ve Kanuni Sultan Süleyman Han'ın Hayreddin Paşa'ya emri üzerine Seyyid Muradi Reis'e yazdırdığı Gazavât-ı Hayreddîn Paşa her asırda okunan eserler arasına girmeyi başarmıştır. Bu eserde dünya tarihinin kaydettiği en büyük şahsiyetlerden biri olan Barbaros Hayreddin Paşa'nın hayatı ve hizmetleri anlatılmaktadır. Batılılar, sakalı havuç rengine çalar kırmızı renkte olduğu için ona Barbaros demişlerdir. Hayreddin ismini ise kendisine Yavuz Sultan Selim Han vermiştir. Gemisiyle Akdeniz'e açıldıktan sonra Müslümanların imdadına Hızır gibi yetiştiğinden artık o koca deniz bu yiğidin kahramanlıklarıyla çalkalanmıştır.

​Altın Bilgi Kutadgu Bilig’den Seçmeler

Yıl, dört yüz altmış iki idi. Bu eseri yazdım ve tamamladım. Aklımın yettiği kadar sözlerimi yazdım. Ey okuyan ve anlayan insan, sen bundan payına düşeni al. Nasıl hareket edeceğini bir parça da olsa izah ettim. Buna göre hayatına esaslı bir temel kur. Kulluğunu yerine getir, Allah sana bu uğurda kuvvet verir. Dileğim buydu, ümidim de budur. Okuyan bana herhalde dua edecektir. Dilim söyledi, elim de yazdı. Ey temiz kalpli insan, bu dilim ve elim ölümlüdür. Dilden ve elden kalan nişane, işte sana yazıp bıraktığım bu kitaptır. Ey bunu okuyan insan! Ben bu dünyadan göçünce sen de beni unutma. 
 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum ekleyebilir. Lütfen giriş yapın veya üye olun